OSMANLI’NIN İLK FAST FOOD’U “SİMİT”

3587
Want create site? With Free visual composer you can do it easy.

Şu sıralar baklava gibi simitimize de Yunanlılar sahip çıkmaya çalışıyor.Elefteros Tipos gazetesinin haberine göre; simitin Hazreti İsa’dan önce bilinen bir gıda maddesi olduğunu, Yunanistan-Arnavutluk sınırındaki Epir bölgesinde de simitçilerin  çok yaygın bulunduğunu ve geçen yüzyıllarda Epir’de annelerin oğullarına “İnşallah İstanbul’da simitçi olursun” diye duası ettiklerini belirtmiş.

İşte Yunanlıların prehistorik (Hikayeci Tarih) açıklamalarına karşı, Osmanlı Devletinin ilk fastfood yiyeceği sayılan simitin sadece bize ait olduğunun tarihi delilleri…

Simitin tarihi 14.yy a dayanmaktadır.Bu dönemde sarayda un depolarına “simithane”, padişah fırınına ise “simit fırını” denilirdi. 1593 tarihli Üsküdar Şeriye Sicili‘nde, has undan yapılmış halka biçimindeki bir çeşit ekmek “simid-i halka” olarak adlandırılmaktadır. II. Süleyman döneminden bir Mutfak Defterinde (1691), çörek ve ekmeğin yanı sıra, saraya günde 30 adet halka-i simid tahsis edildiği yazmaktadır.

Ayrıca Osmanlı padişahlarının ramazanlarda iftarda verilen yemekten sonra yollarda saf tutan askerlere simit hediye ettikleride bilinmektedir. Yani simit kültürümüzde padişah hediyesi sayılacak kadar değerli ve bir bakıma “saray”lıdır.

Hekim Bereket Türkçe el yazması tıp kitabı olan Tufet-i Mubariz adlı eserinin son kısmında Tabiat Name bölümünde yemek çeşitlerinden ve hamur işlerinden bahsederken simitten de bahsetmektedir.
Yeniçerilerin bir kolu olan “Sekban Sınıfı”na ait fırınlarda çalışmak üzere işe başlayanlara simitçi denmekte, saray fırınında “Simitçi Ustası” adı ile çalıştırılan ustalar bulunmakta idi. Görüldüğü üzere yeniçeriler simidi bolca tüketmişlerdir.

“Halka” sözcüğünün kaybolup günümüzdeki “simit” kelimesinin tek başına kullanılması oldukça uzun zaman sonra gerçekleşmiştir. İlk kez 18. Yüzyıl kaynaklarında, halka-i simid yerine sadece “simit” denildiği görülmektedir. Bu yıllarda saraylarda talep gören simit, halk arasında da epey meşhurdu.

Genellikle Safranbolu ve Kastamonuluların mesleği olan simitçiliğin, kendine özgü kuralları varmış. ’’Bilhassa Galata, Kumkapı, Samatya ve Beylerbeyi’ndeki fırınlar, imal ettikleri kaliteli simitlerle nam salmış. Bu kaliteli simitlerin hamuru un, su, süt, şeker, susam ve tuzla karıştırılıp yapılır, hamur mayalanınca parçalara ayrılıp halka biçimi verilir, daha sonra da pekmezli soğuk suya atıldıktan sonra susama batırılıp fırına verilirmiş. Eski ustalara göre, simidin kaliteli olabilmesi için piştikten sonra 22 ayar Osmanlı altını rengini alması şartmış.

Simit’in hayatımızdaki yeri sadece II. Dünya Savaşı yıllarında bir süreliğine boş kalmıştır. 2. Dünya Savaşı yıllarında unun az olması nedeni ile bir süre simit yapımı yasaklanmıştır. Kısa süreli bu yasaktan sonra un üretiminin normal düzeye çıkması ile yapımı tekrar serbest bırakılmıştır.

1761‘de yıllarda, ekmekçiler, börekçiler ve simitçiler arasındaki rekabet nedeniyle, İstanbul kadısı “Simitçiler Ekmek Üretmiyeler” hükmünü çıkarmış, böylece günümüzdeki sadece simit üreten fırınlar oluşmaya başlamıştır.

Simitçiler ilk kez 10 Haziran 1910′de bir araya gelip dernek kurmuşlar, “Ekmekçi ve Börekçiler” adıyla kurulan cemiyetin içinde yer almışlardır.

Simidin rengindeki ve lezzetindeki fark, şehirden şehire değişmesi ise “pekmezleme” denilen aşamanın farklı uygulanmasından kaynaklanmaktadır.

“Pekmezleme işlemi” İstanbul’da ‘soğuk’ olarak, Ankara, İzmir, Bursa ve pek çok diğer yörede ise genelde ‘sıcak’ olarak yapılır.

 

Kültürümüzün vazgeçilmezi simit ve çayın birlikteliği sofralarınızdan eksik olmasın…

 

 

Not:Yazının başlangıcındaki Kız kulesi ve simitlerin olduğu  kapak fotoğrafı sanatçı Yılmaz Kaya ‘ya aittir.

www.yilmazkaya.net

 

 

 

 

 

Did you find apk for android? You can find new Free Android Games and apps.